Bizimle iletişime geçin

Köşe Yazısı

AVUCUNUZU AÇMAYI DENEDİNİZ Mİ?

Mürüvvet ÖZKAN
Prodüktör ve Köşe Yazarı

08.10.2018 / 3763 Görüntüleme

AVUCUNUZU AÇMAYI DENEDİNİZ Mİ?

Yaşayarak öğrenmek bedeli en yüksek öğrenme biçimidir… Zor bir matematik problemini kimseye sormadan, kendi kendine uğraşarak çözmeye benzer bu durum diyebiliriz.

Konfüçyüs şöyle diyor: ‘’ Bir işi doğru yapmanın üç yolu vardır: birincisi ‘’ akıl yürüterek’’ ki bu en saygıdeğeridir. İkincisi ‘’ benzeterek’’ ki en kolayıdır. Üçüncüsü ise ‘’ tecrübeyle’’ ki en acısıdır!

Yaşamda en büyük kazancımızın sevgimiz olduğu inancındayım. Sevgi her boyutta olabilir. Dostlarımız bizi destekler, sıra dışı düşüncelerimize saygı gösterirler. Yaslanacak bir omuza ihtiyaç duyduğumuzda oradadırlar. Ya da kocaman bir kucak… Gerçek dost bizim ne ile ilgilendiğimizle ilgilidir. Bizim gerçek renklerimizi keşfedebilmek için siyah beyazın ötesini görürler. Veee, bizi olduğumuz gibi kabul ederler. Doğrusu iyi dostları bulmak zordur. Onlardan ayrılmak daha da zordur. Unutmak ise imkânsızdır.

Bizler sahip olduğumuzu düşündüğümüz her şeyin bizim için birer tuzak olduğunu fark etmiyoruz. Ortalama 15 metrekaresini kullandığımız ama kullandığımız alandan 20-30  kat büyük evlere sahip olmak.. Belki, bir kez giydikten sonra çok uzun süre dolapta unuttuğumuz günün modasına uygun kıyafetlere sahip olmak… Okumadığımız kitaplara sahip olmak… Asla kadranın gösterdiği sürate ulaşamayacağımız en süratli arabaya sahip olmak… Bize günde 3-5 kez zamanı, başkalarına sürekli zenginliğimizi gösteren kol saatlerine sahip olmak.. Dünyalarına ve güzelliklerine katılmak için asla yeterli vakit ayıramadığımız çocuklara sahip olmak… Vaktimize, nakdimize, aklımıza, çenemize zarar verse bile bir futbol takımı taraftarlığına sahip olmak… Sağlığımıza, düzenimize, beynimize korkunç zararlar verse bile envai çeşit içkilerin bulunduğu gösterişli, dekoratif bir mini bara sahip olmak… Oturmadığımız koltuk takımları, izlemediğimiz dev ekran televizyonlar… Kullanmadığımız ve faydalanmadığımız daha neler neler… Ya da sahip olduğumuzu sanmak… Avucumuzda tuttuğumuz sürece, sahip olduğumuzu sanmıyor muyuz?

… o hikayedeki maymun gibi…

Asya’da maymun yakalamak için kullanılan bir çeşit tuzak vardır: Bir Hindistan cevizi oyulur ve iple bir ağaca ve ya yerdeki bir kazığa bağlanır. Hindistan cevizinin altına ince bir yarık açılır ve oradan içine tatlı bir yiyecek konur. Bu yarık sadece maymunun elini açıkken sokacağı büyüklüktedir. Yumruk yaptığında elini dışarı çıkartamaz. Maymun tatlının kokusunu alır, yiyeceği yakalamak için elini içeri sokar ama yiyecek elindeyken elini dışarı çıkartması olanaksızdır. Sıkıca yumruk yapılmış el, bu yarıktan dışarı çıkmaz. Avcılar geldiğinde maymun çılgına döner, ama kaçamaz… Aslında maymunu tutsak eden hiçbir şey yoktur. Onu sadece kendi bağımlılığının gücü tutsak etmiştir. Yapması gereken tek şey; elini açıp yiyeceği bırakmaktır. Ama zihninde aç gözlülüğü o kadar güçlüdür ki, bu tuzaktan kurtulan maymun çok nadir görülür.

Bizleri de tuzağa düşüren ve orada kalmamıza neden olan şey, arzularımız ve zihnimizde onlara bağımlı oluşumuzdur. Tüm yapmamız gereken; elimizi açıp benliğimizi bağımlı olduğumuz şeyleri serbest bırakmak ve dolayısıyla ‘’özgür ‘’ olmaktır. Ancak parmaklarımızı gevşetip bunlardan vazgeçtiğimiz zaman gerçekten özgür olup tüm yeteneklerimizi kullanabilecek hale gelmeyecek miyiz?

Aslında biz bu dünyaya sahip olmaya değil, şahit olmaya gelmişiz.

Ahh, bunu bir anlayabilsek!